BAĞLANMAYACAKSIN

26 Aralık 2008

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin o’nu sevdiğinden…
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya ya da pembeye
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…

                                             ( can yücel )

Tanıdın mı Beni?

24 Aralık 2008

Ben; anlamsız kavgalarla,
Ben; yarınsız sevdalarla,
Ben; anlatılan masallarla yitirdim inancımı…

Kuralsız insanların sahte cennetlerinde, yanlışı doğrudan, karayı
beyazdan, adamı adamdan, insanı insandan ayırmakla geçti gençliğim.

Ben; kan gövdeyi götürürken,
Ben; can bedenden ayrılırken,
Ben; kan damardan çekilirken, öğrendim yaşamayı…

Başarmak için inanç, inanmak için yürek, kazanmak için bilek
gerekliymiş. Adımlarını sert basmalı, yumruğunu sert vurmalı, sesin gür
çıkmalıymış. Taş kadar ağır, taş kadar sağır, taş kadar küçük, taş kadar büyük
olunmalıymış. Karnın açken bile kuyruğun dik, belin bükülse bile başın
hep dik kalmalıymış…

Şimdi tanıdınmı beni?
ADIM : …
SOYADIM : …

Biz sevdiğimizi gün olur başımıza taç yaparız….
Biz sevdiğimizi gün olur bağrımıza taş diye basarız.

EN SONUNDA
En sonunda bitti.. Bittiğine üzülmüyorum ve seni özlemiyorum..

İlk defa ayrılığı seviyorum.. Senin söylediğin gibi.. En azından
içindeki ben kirlenmeyecek.. İşte bu yüzden bu ayrılığı seviyorum.. Bu yüzden
akşamları yastığıma sarılıp ağlamıyorum.. Bu yüzden sabahları uyanınca
gözlerim gözlerini aramıyor!!!! Bu yüzden senden vazgeçmek daha kolay..
İçindeki yani hayalindeki ben gerçek ben ile kirlenmeyecek….

Bazen kendime nasıl bu hale geldik diye soruyorum; ilişkide neden nasıl
gibi soruların sorulmaması gerektiğini bilmeme rağmen.. İlişkinin
muhasebesi yapılır mı? Ben ilk defa yaptım.. Ne verdim ne aldım diye
düşündüm.. Çok şey almışım ama hiçbirşey verememişim.. Bu da benim
eksikliğim.. Gerçek benin eksikliği.. Senin hayal ettiğin olduğunu düşündüğün
insanın değil.. Benim eksikliğim..

Gece ilerliyor.. Diğer eksikliklerim aklıma geliyor.. Sevdiğimin
hayatındaki sorunlara ortak dahi olamayan beni düşünüyorum.. Bak gördün mü bu
bile sendeki benden farklı.. Ama diyorum ya ben buyum, ben böyleyim..
Beni tanı..

Neredeyse sabah oluyor.. Bu seferde en büyük eksikliğim aklıma
geliyor.. Seni düşünüyorum..

Şimdi git.. İçindeki ben daha fazla kirlenmesin..

                                                                ( tRuVa )

ÖZLENİRSİN SEVGİLİM

23 Aralık 2008

Ne kaldı, ne kaldı son güzden geriye
Sevgilim, beklemesini bilenim benim
Kar yağdı kirpiklerine
Kar sesi kuşattı çevremizi
Umutlar gibi birikti kar
Özlemler gibi birikti
Biliyor musun acılardan örülü
Sözcükler kaldı aramızda
Acıları tersyüz ettik
Yenildik, evet düpedüz yenildik
İçimize bıraktık kar sesini
Yeni bir ezgi üretecek olan
Çığlıklardan, kurumuş gözyaşlarından

Biliyor musun gülün kokması gecikecek
Bir kuş sesi gömleğine işlenecek
Çok eski bir gökyüzüyle birlikte
Orda burda söylenecek
Huma kuşunun göğsünde dinlendiği
Üşümüş, yorgun ama umutsuz değil

Canımın yongası, sevgilim, bir tanem
Ne kaldı, ne kaldı geriye acılardan
Eski alınteri, aşksız kaldı birçokları
Çocuklar kutup mavisi ağladı
Kimse artık hüzünleri anlatmasın
Ne vakti, ne yeri, ne bir anlamı kaldı

Güzelim, bir tanem, canımın yongası
Bir karanfilin suya eğilimi gibisin
Öylesin, özlenirsin, gel artık kar yağdı
Bize paylaşacak aldanmalar kaldı

                                               ( tRuVa )